Ben Çeyrek, Biz Yarım, Allah Büyük
Diğerinde İndirim Yaparız
Zamanda Kolculuk (2)
Zamanda Kolculuk (1)
Kırmızı Kuyruklu Yalanlar
Pedro, koridora açılan kapısını sertçe çekip, hızlı adımlarla mutfağa doğru yöneldi. Sert bir votka, ucuz bir Arnavut şarabı ya da likörlü bir keke ihtiyaç duyduğunun farkındaydı ama mandalinalı sodayla yetinmek zorunda kaldı. Düşünceliydi. Ne zaman düşüncelere dalsa, kendini garip çıkmazların içinde bulurdu. Çıkmazlarına kaynaklık eden anlamsız korkuları, korkularının içinde minik kaçışları, o kaçışlarındaysa büyük heyecanları vardı. Bu heyecanların onu hayata bağlandığından haberdar değildi, ama böyle anlarda mutlu olduğunu fark edebilecek kadar algıları yerindeydi, henüz. O, sorulardan hiçbir zaman çekinmemiş, cevaplardansa aynı ölçüde kaçınmış, kendi içinde gülünç ve bir o kadar da trajik karmaşalar barındıran; çevresine karşı hayatı, bir oyun konsolu başından yönetilirmiş gibi bir izlenim uyandıran, ama tüm bunlara karşın kendisini özensizce kodlanmış demode bir bilgisayar yazılımı olarak görür ve bununla yetinmeyerek kendisi dışında kalan her şeye de ki buna tanrı dahil, bu sıradanlık etiketini yapıştırmaya çekinmezdi. Aslına bakarsanız hiçbir konuda çekinmezdi, çünkü çekinebilecek kadar sorguladığı hiç olmamıştı; o sadece düşünür, düşünmeyi düşünmekten her zaman kaçardı, çünkü düşmekten korkardı. Haklı sebepleri vardı. Eğer bir kez düşerse bir daha kalkamayacağını, eğer bir daha kalkarsa da her seferinde bir öncekinden daha iyi düşmeye çabalayacağını –istemsiz de olsa, iyi biliyordu. Midesi guruldayarak mutfaktan ayrıldı. Koridorda odasına doğru yürürken ani bir karar aldı; salona geçti. Gördüğü manzara şaşırtıcıydı ama şu ana kadar anlattığım kısımdan anlayacağınız gibi, şaşırmak Pedro için olası duygulardan değildi. Annesi bir duvar süsü gibiydi ki nitekim duvarın hemen yanındaydı. Arkasında duran ve durmakla yetinmeyip kalçalarını okşayan ve bununla da yetinmeyip onun içine temposunu bir an olsun bile bozmadan giren –ki buna Pedro ile göz göze geldiği an dahil, Almado işini bitirdikten sonra Pedro’nun omuzuna dostane bir tavırla dokunup, hiç duraksamadan şunları söyledi: “Çocukluğundasın. Hani olmaz da, varsayalım ki rüyanda bir kadın gördün. O güne dek gördüğün hiçbirine benzemiyor. En güzeli. En farklısı. Kısacası seni tahrik etti ve o an, hayatının geri kalanında onu bekleme kararı aldın. Ama kamışına su yürüdü, bıyıkların terledi ve hatta saçına ilk beyaz düştü. O gelmedi. Böyle bir durumda ne yapardın?”
“Cinsiyet değiştirirdim.”
Umudunu Kaybetme, Bulamayabilirim.
Yar mısın Varışa?
-Nereye?
-E mutluluğa.
-Mutluluk nerede?
-İleride bir yerlerde olması lazım.
-İleride olduğunu nereden biliyorsun?
-Çünkü biz duruyorduk, biz dururken mutluluk geçmiş olmalı.
-Biz durunca bizi bekliyor olamaz mı?
-Bunu hiç düşünmemiştim.
-Belki de buralarda bir bir yerlerde.
-Aaa evet olabilir.
-Hadi onu çağıralım.
-Tamam da nasıl yapacağız bunu?
-Güzel şeyler düşüneceğiz.
-Tamam, önce sen.
-Hayır birlikte.
-Mesela seninle bir gün çok mutlu olmuştum şimdi o anı çağırsak gelir mi?
-Bilmem deneyelim o dediğin gün ne yapmıştık.
-Şeyy.
-Heyy dur dur başka ne yapmıştık.Film?
-Evet, çok güzeldi.
-Sonra?
-Sonra..Aaa elimi tutup gözlerime bakarak öylece durmuştun, sonra romantik bir şeyler söyleyeceksin diye beklerken susadım demiştin.
-Evet hatırladım. Ama o gün sadece ikimiz ve sevdiğimiz şeyler vardı. Evet bizi mutlu eden şeyler aslında bizim elimizde olup istediğimiz şekilde yaptığımız şeyler.
-Evet zorlama ve sırf yapmak için yapmak için yaptığımız şeylerden mutlu olmuyoruz, belki mutlu olmuş gibi davranıp kendimizi kandırıyoruz.
-O zaman koşmadan durup düşünerek de mutlu olabiliriz.
-Evet, sadece düşünerek değil içinden geleni de yaparak.
-E o zaman duralım.
-Hayır, biz duracağız ama koşacak bir şeyler olacak, mesela duygularımız.
-Benim duygularım senin duygularını geçer!
-Yar mısın varışa.
-Yarım!
-İlerideki mutluluk düşüncesine kadar!Koş!
Kıymetsiz Hikayeler 10
17:29
Beklenen anın, beklenen karşılığı vermesi; kabulleniş.
Kırgınlık değil, mutluluğun burkulması gibi; biraz acı ve biraz zaman, eski hale dönüşün reçetesi.
Hüzün; sonuçtan mütevellit değil, üzülene üzülmenin ismi.
Diğerkâmlık denir yaptığına, her şeye rağmen ötekini -ötekileştirmeden- düşünmek.
Düşünmek; uykunun kaçması ve geri gelmesi, kelimelerin anlamlarının sarmaşıklaşması.
D u r g u n l u k
Zihnin uyuşmas
İyi uykular... beyefendi... uyanın artık... lütfen.
Klavyemin Tuşlarına Kazıdım Yalnızlığımı
Seni öldürmeliyim, çünkü canımı sıkıyorsun.
Abarttığımı sanma sakın, yok öyle bir dünya.
Zaten dünya diye bir şey yok;
Nereden mi biliyorum? Uzaylılar söyledi.
Ama orasını hiç mi hiç karıştırma.
Neden mi? Çünkü uzay diye bir şey de yok.
Hepimiz kamışına su yürümemiş bir veledin,
Masum hayallerini izleyen kirlenmiş insanlarız.
Ama oradan bakma, çünkü insanlık diye bir şey de yok.
Nereden mi biliyorum? Artan insan nüfusundan.
Ne diyeceğim bak dinle.
Şey, şey, şey işte, şey diye bir şey de yok.
Zaten Ömer Hayyam da hiç doğmadı.
Kısa keselim çocuk.
Seni öldürmeliyim, çünkü canımı yakıyorsun.
Nefes alışın bile batıyor bana.
Hele o yandan bakışın yok mu?
Biraz süzer, biraz keser gibi,
Biraz iş atar, biraz “ben sana bakmam güzelim” der gibi,
Biraz sevecek ve müşfik, biraz da cellat gibi.
Ama en çok neyini seviyorum biliyor musun,
Boynuma ip geçirirken sana kendimi teslim edişimi.
Ama yine oradan bakma, neden mi?
Çünkü ip diye bir şey yok, Stockholm’de aşklar da hep yalan.
Hep dolan.
Hep Ayhan Işık yüzünden bunlar. Biliyorsun.