saim derdiyok etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saim derdiyok etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

En garip halini takıntı


Sizin hiç ara sıra başarısız olduğunuzda üzüldüğünüz takıntılarınız oldu mu? Benim oldu. Mutluluğu elde etme takıntım var mesela, işin kötüsü devamlı başardığım söylenemez. Elde ettiğimde tutmaya çalışma takıntım var ki bu yüzden başarısızlığımı takıntılarıma attığım çok olmuştur. Bir takıntım da her zaman için güzel ve zeki biriyle beraber olmak. Ne mutlu bana ki bu takıntım hep başarıyla sonuçlanmıştır. Çünkü ben sevdiğim insanı güzel ve zeki görürüm. Size de tavsiye ederim çok güzel bir duygu. Bu arada sizin çevrenizde de mutlaka gerçeği çarpıtmaya çalışıp, sizi üzen, kalbinizi kırmaya çalışan birileri olmuştur. İşte bir takıntım da onlara, çarpıttıkları derecede sağlam vurmak istiyorum onlara. Hayır, hayır şiddete karşıyım, benim amacım sadece onlara ders olmasını istediğim için, yoksa ne uğraşacağım bu insanlarla. Ben bazı şeylerin cevabını ayrıntıda ararım, ama ayrıntılar çoğu zaman gizlidir. Onları bulmak için çabalarım. Çabalarken cevapları unuturum ki kötü bir olaysa unutmak işime gelir, mutlu olurum. Birini istiyorsam eğer, ne yapar ne eder onu elde edemem bazen. Hiç kimse de şaşırmasın, biz istediklerimizi elde edemezsek elde ettiklerimizle yetinmeyi bilen insanlarınız. Haksız mıyım? Tabii hırsımız olacak, sonuna kadar isteme hakkımızı kullanacağız ama bekleme hakkını ve beklerken sıkılma hakkımızı unutmayalım lütfen. Anlaşılmaya da takıntılı bir vaziyetteyim. Yanlış anlaşılmaya demiyorum dikkat ederseniz anlaşılmaya sadece, yanlış anlaşılırsam niye yanlış anlaşıldım, doğru anlaşılırsam hayret nasıl da doğru anladı beni hiç de öyle birine benzemiyordu yanılgısı ve takıntısı peşimi bırakmaz bir türlü. İşte takıntılar zordur hayatta, bazen de zorlar takıntılar. “Bir şey eğer bozuksa üzülme, onu tamir etmeye çalış. Belki eskisinden daha iyi olur, ne dersin?”

Aklım Başında!

Eve geldiğimde uyuyordu. Sessizce yanına sokulup hafif kenara kaymış battaniyeyi sırtına doğru örtmeye çalıştım. o sırada uyandı.
"sen mi geldin?"
"ben gelmek için seninleyim"
"çok sıkıldım uyuyakalmışım"
"ne yaptın ben yokken?"
"özledim. senin görüşmen nasıl geçti?"
"işi aldım! bak en sevdiğin kurabiyelerden de aldım sana hadi kalk"
"Süpersin sen!" dedikten sonra beklediğim sarılma gecikmedi. kahve kendine getirir şimdi seni deyip mutfağa geçtim. mutfakta kahve hazırlarken içeriden seslendi "ee peki şimdi ne olacak? işi aldın ya hani ondan soruyorum"
"üç hafta içinde senaryoyu teslim etmem gerek" diye bağırdım.
"o bahsettiğin konu olacak değil mi?"
"hayır"
"ne peki?"
"seninle ilk tanıştığımız günü yazacağım"
"nasıl ya, ama ama"
"şişş sen bana bırak"
"peki canım"
kahveleri alıp salona geldim, kurabiye kutusunu açtım ve tabaklara koydum. bilgisayar açıktı, hemen kucağıma çekip yazmaya başladım"
ıslak ve temiz bir gün, yağmurlu olmaz hep. işte ben temiz, ıslak ve temiz bir günde onunla tanıştım. her zamanki bankta oturmuş, uzakları seyredip o aradığım ama kim olduğunu bilmediğim kişiyi beklerken onun uzaktan geldiğini fark ettim. yalnız bir gariplik vardı; giderek yaklaşıyordu! yanıma kadar geldi, heycanlanmıştım aradığım ama bilmediğim kişiye çok benziyordu. o kadar boş bank varken gelip yanıma oturdu! önce sordu ama hakkını yememeliyim; "azcık kayar mısınız beyefendi!"
"tabii ki zevkle"
sıkıntılı gibiydi,dayanamayarak sordum;
"adınız nedir?"
"adımı soracağına sıkıntımı sorsaydın?"
"sıkıntınız nedir?"
"pelin"
"efendim?"
"pelin diyorum ismim pelin"
"ben de teoman memnun oldum"
"olursun tabii genç ve güzel bir kadınla tanışıyorsun"
"şey evet haklısın"
"neyse canım çok sıkkın teoman, anlatacağım kimsem yok"
"bana anlatabilirsin"
"neyi?"
"canının sıkıntısını"
"canım sıkılınca eğlenmek isterim ben"
"peki eğlenelim o zaman ne yapalım pelin?"
"evlenelim!"
"neee"
"şaşırdın değil mi? ama üç gün içinde evleneceğiz biz"
"nasıl ya daha birbirimizi bile tanımıyoruz"
"merak etme tanışırız hadi gel şimdi gidiyoruz"
elimden tuttu ve beni evlerine götürdü. eve girdiğimizde merak içindeydim. o sırada salonda yalnız olmadığımı anladım.
"merhaba teoman"
"ama ismimi nereden biliyorsuz"
"of boş ver teoman, söyle bakalım ne zaman evleniyorsunuz"
"evlenmek mi?"
"evet artık zamanı gelmedi mi?"
şaşkındım. ama şaşkınlığım karşı duvarda gördüğüm fotoğraflarla daha da arttı, ben ve pelinin fotoğrafıydı bu. ama nasıl olurdu?
biraz sonra pelin elinde su ve bir ilaç kutusu ile geldi. ilaç zamanı teoman. düğüne kadar iyileşmen lazım. ne olduğunu anlamadan hapı yutmuştum bile. hapı içtikten sonra aklım başıma gelmişti. o kaza günü, hafızamı kaybetmem, evlenmeden hemen önce olanlar. hepsi aklımdaydı.aslında biz pelinle tanışıyorduk. ama o kaza hafızamı alıp götürmüştü. şimdi raylar trene uymuştu işte..hafızam yerine gelip, her gün ilk defa tanışıyordum pelinle, sanki yeniden aşık olurmuş gibi.. iyileşip üç gün sonra evlendikten sonra bile. bu arada pelin'in sesisiyle irkilip yazıma ara verdim;
"korobiyeler çook gozol ya, bitti mı yazduklorun okosono?"

Yar mısın Varışa?

-Koşsana!
-Nereye?
-E mutluluğa.
-Mutluluk nerede?
-İleride bir yerlerde olması lazım.
-İleride olduğunu nereden biliyorsun?
-Çünkü biz duruyorduk, biz dururken mutluluk geçmiş olmalı.
-Biz durunca bizi bekliyor olamaz mı?
-Bunu hiç düşünmemiştim.
-Belki de buralarda bir bir yerlerde.
-Aaa evet olabilir.
-Hadi onu çağıralım.
-Tamam da nasıl yapacağız bunu?
-Güzel şeyler düşüneceğiz.
-Tamam, önce sen.
-Hayır birlikte.
-Mesela seninle bir gün çok mutlu olmuştum şimdi o anı çağırsak gelir mi?
-Bilmem deneyelim o dediğin gün ne yapmıştık.
-Şeyy.
-Heyy dur dur başka ne yapmıştık.Film?
-Evet, çok güzeldi.
-Sonra?
-Sonra..Aaa elimi tutup gözlerime bakarak öylece durmuştun, sonra romantik bir şeyler söyleyeceksin diye beklerken susadım demiştin.
-Evet hatırladım. Ama o gün sadece ikimiz ve sevdiğimiz şeyler vardı. Evet bizi mutlu eden şeyler aslında bizim elimizde olup istediğimiz şekilde yaptığımız şeyler.
-Evet zorlama ve sırf yapmak için yapmak için yaptığımız şeylerden mutlu olmuyoruz, belki mutlu olmuş gibi davranıp kendimizi kandırıyoruz.
-O zaman koşmadan durup düşünerek de mutlu olabiliriz.
-Evet, sadece düşünerek değil içinden geleni de yaparak.
-E o zaman duralım.
-Hayır, biz duracağız ama koşacak bir şeyler olacak, mesela duygularımız.
-Benim duygularım senin duygularını geçer!
-Yar mısın varışa.
-Yarım!
-İlerideki mutluluk düşüncesine kadar!Koş!

Nereye? Oraya!

-Nereye gidelim?
-Bilmem sen söyle?
-Kalabalık mı olsun, yoksa sakin mi?
-Sen olduktan sonra önemli değil bunlar.
-O zaman eve gidelim.
-Tamam kimin evine gidelim?
-Benim eve gidelim.
-Neden?
-Daha iyi bir fikrin var mı?
-Hayır yok.
-O zaman bana gidiyoruz.
-Daha iyi bir fikrim yok dedim, fikrim yok demedim!
-E o zaman söyle?
-Arabayla gezelim.
-Nereyi?
-Her yeri.
-Peki her yer neresi?
-Orası, burası, şurası.
-Orasını biliyor musun?
-Hayır ama gidince biliyor olacağız, gitmeden bilemeyiz değil mi?
-Haklısın.
-Haklı olmasam zaten söylemezdim.
-Söylerdin.
-Söylemezdim.
-Söylerdin haksızım derdin.
-Ah evet haklısın.
-Evet nereye gidiyorduk.
-Her yere!
-Oraya?
-Önce arabaya!
-Benim yolum yol değil, sen bana yolumu tarif eder misin?
-Yanında olduğum her zaman, senin yolun benim yolum değil.
-Nasıl yani? Güzel bir şey söyleyeceksin sanmıştım.
-Gelecek, sabırlı ol. Her yer bizim yolumuz. Olmadı, bize yol açarız. Ya da bir yolunu buluruz işte. Gerçi biz kavramını sevmem. Sen sen olduğun için, ben de ben olduğum için yürürüz birlikte.
-Harikasın sevgilim.
-Sen de öylesin, bir öylesin bir böylesin dün de kızıyordun bana!
-Düne bakma ne varsa bugünde var.
-Peki hadi gidelim o zaman.
-Gidelim. Araba nerede?
-Orada.
-Nerede göremiyorum?
-Gitmeden bilemezsin değil mi?
-Gel kaçma buraya, gellll...

Pardon ben mutlu olmak istemiştim de.

-Pardon, ben mutlu olmak istemiştim de?
-Ne zaman?
-Şimdi.
-Neden daha önce istemişsin gibi konuşuyorsun?
-Biraz çekingen, biraz da telaşlıyım sanırım.
-Mutluluk var tabii ki, istiyor musun?
-Evet istiyorum, alabilir miyim?
-Tabii ki istediğini alabilirsin.
-Ama ben burada mutluluk göremiyorum.
-Nasıl olur? Arkana bak.
-Arkamda hiçbir şey yok efendim.
-O zaman yukarıya bak.
-Yukarıda sadece tavan var efendim.
-Gökyüzünü göremiyor musun?
-Hayır sadece sararmış bir duvar görüyorum, hayallerimi evde bırakmış olmalıyım sanırım.
-Merak etme hayaller kalbindedirler ve oradan çıkınca sadece kırılırlar.
-Peki mutluluk istiyorum, onu bana verir misin?
-Pekala avucunu aç.
-Açtım.
-Al bakalım bu mutluluk, şimdi sıkıca kapa ki kaçmasın.
-Peki efendim.
-Şimdi bak bakalım yukarıya.
-Oww masmavi bir gökyüzü, pırıl pırıl bir güneş. Her şey güzel olacak mı artık?
-Evet istedin ya, artık her şey güzel olacak.
-Diğer avucunu aç ona da umut koyayım ister misin?
-Umut mu? Evet!
-Tamam tüm vücuduna ulaşmıştır, artık avucunu açabilirsin. Şimdi yapmak istediklerini yap, beklenmesi gerekenleri sabırla bekle ve asla kendini üzme, unutma her şey istersen eğer avucunun içinde, sadece zor anında kaybetmemek için sıkıca kapa ve asla bırakma o kadar..

Bilemem aşklar ne için başlar.

Bar henüz kalabalık değildi. Gözüne kestirdiği esmer,güzel kadının yanına gidip vurucu bir cümle ile söze başladı.
"Bir kadını neresinden sevmeye başlarsan, orası senin sevginin başlangıç noktasıdır. Size bir içki ısmarlayabilir miyim güzel bayan?"
Kadın bu beklenmedik söz karşısında şakın bir şekilde devam etti;
"Siz erkekler kadınları içkiyle sarhoş edip onları elde edeceğinizi sanıyorsunuz ama kadınlar güzel bir söz karşısında kendinden emin bir şekilde de sarhoş olabilirler, unutma!"
"Hayır, amacım bu değildi inanın. Sadece biraz canım sıkkın ve paylaşacak kimsem yok"
"Öyle mi?Pekala o zaman neden canınız sıkkın demem gerekir sanırım?"
"Şey. Aslında bir kaç aydır olan bir şey bu. Aşık olmak istiyorum ama malasef bu konuda çok şansızım"
"Aşk ve şans, aslında çok uzak kelimeler ama her başarısızlığımızda şansımız yok demekten başka şans bırakmıyoruz kendimize"
"Sevgiliniz var mı?"
"Hayır yok. Sanırım ben de şansızım. Ama başarısız diyemiyorum kendime, beni sevemeyen biri başarısız olabilir ve bana yine şanssızlık düşmeli."
"İsterseniz bu gece burada tek gecelik ilişkinin düşünülmediği bir ilişkiye başlayabiliriz?"
"Daha adını bile bilmiyorum?"
"Teoman ya senin?"
"Yaprak"
"Buraya sık gelir misin yaprak?"
"Hayır ilk defa geliyorum, aslında önünden geçerken bir anda içeri girmek istedi canım"
"Sen peki teoman?Buraların adamı gibi duruyorsun"
"Hayır ben de ilk defa geliyorum yani sizinki ile aynı aslında. Düşünmeden geldim, canım sıkkın bir şekilde yürürken kendimi burada buldum"
"İstersen birbirimizi tanıyabiliriz? Ya da boşver hadi bir yerlere gidip eğlenerek tanıyalım birbirimizi"
"Sonunda beni anlayan bir kadın. İnan bana her şey çok farklı olacak. Ya da boşver aynı olsun her şey, biz farklı oluruz."
"Aşk düşünmek değildi belki de, ben hep düşündüm. Bu sefer düşünmeden mutlu olmak istiyorum. Hadi gidip eğlenelim artık!"


Hayır, tek gecelik olmadı ilişkileri. Belki de onları orada buluşturan dönmeyen şansları idi. Birbirlerini tanımak için uğraşmadılar, sadece sevmek için uğraştılar. Belki de şu an çok mutludurlar, kimbilir.

Ünlü manken Neşe Denyana'nın sırlarla dolu hikayesi!

Eve gittiğimde salonda uzanmış uyuyordu. Hemen odaya gidip üstüne örtmek için pike aldım. Salona döndüğümde uyanmış, gülümseyerek bana bakıyordu.
-Uyandın mı?
-Sence?
-Doğru bilirsem bir öpücük alırım ama.
-Tamam, hadi o zaman.
-Uyandın?
-Oley bildin. Hadi gel hediyeni al.
-Nasıl geçti günün?
-Bugün eve bir kadın geldi.
-Ne için gelmiş?
-Senin eski bir arkadaşınmış adı Neşe.
-Neşe mi? Nasıl biriydi?
-Uzun boylu, esmer, güzel bir kadındı. Hatta dudağının üstünde beni vardı.
-Emin misin? Ne yaptı peki?
-İçeri girdi, senin ona vermen gereken bir şey varmış, yerini tarif etti aldı ve gitti. Aradım seni ama telefonun kapalıydı. Haberi var deyince ben de bir şey diyemedim.
-Ne aldı peki?
-Yatak odasında, yatağın altında bir kutu var dedi. Gittim baktım, gerçekten de bir kutu orada duruyordu.
-Ne? O kutuyu mu aldı?
-Evet ne oldu? Yoksa haberin yok muydu? Sanırım ben bir hata yaptım.
-Bak söyleyeceğim ama geçmiş bir olay olduğu için takılma tamam mı? O kutuda eski sevgilimin eşyaları duruyordu. Sana anlatacaktım ama uygun zamanı bekliyordum.
-Ne! Eski sevgili eve kadar gelip eskiye ait anılarınızın bulunduğu kutuyı alıyor öyle mi? niye anlatmadın bana? anlatsan vermezdim ve kovardım onu!
-Canım sakin ol.
-Neden sakin olayım? Bu kadar ilginç bir olay karşısında nasıl sakin olmamı bekliyorsun?
-ilginç mi? o zaman bekle, sana bir şey göstereceğim. Yatağın alt tarafında bir dosya var, onu bana getirir misin?
-Pekala getiriyorum, bakalım altından ne çıkacak, çok merak ediyorum.
-Bak bakalım.
-Bu ne ?Eski gazeteyle alakası ne bu durumun?
-Haberi okur musun?Sonra yanındaki fotoğrafa bak.
-Eski Türkiye Güzeli Neşe Denyana dün geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetti.

Seni tanımamak istiyorum.

-Neden tek başına oturuyorusun?
-Çünkü, yanımda kalbim gibi bomboş ve bu yüzden sanırım mutsuzum.
-Mutsuz olduğun zamanlarda aklına mutlu olacağın bir şeyler getir.Çok severek yaptığın bir şey. Neyi çok seviyorsun mesela?
-Çok mutsuz olduğum zamanlarda aklım başımdan gidiyor, onun için aklıma mutlu olacağım bir şeyi getirip her şeyi karıştırmak istemem. Sakin olur, geçmesini beklerim. Neyi çok seviyorum dersen, çok benim için bir miktar değildir. Sadece severim ben. Canımla karar veririz.
-Canın? Demek bir sevgilin var?
-Canımın istediği şeyleri severim. Canım benim, benim, benim canım. İnanır mısın bir yerime bir şey olsun ilk ben üzülürüm.
-Seni tanımak istiyorum. İlginç, farklı birine benziyorsun.
-Orada dur işte. Beni tanımadan sevecek birini arıyorum. Şimdi sen beni tanıyacaksın sonra en küçük hatamda "bütün kadınlar aynısınız" diyeceksin.
-Ben yalandan hoşlanmam. Öyle demeyeceğimden emin olabilirsin.
-Neden emin olmak için uğraşıyorsun. Emin olunan bazı şeyler, hiçbir şey yapmadan ortaya çıkar.
-Peki, o zaman ben seni hiç tanımamışım ve hiç tanımak istemiyorum. Benimle, beni tanımamaya var mısın?
-Bilemiyor..
-Şiiş uğraşma boşuna. Hadi emin olamayacağımız şeyler yapalım bugün. Belki de ortaya çıkaracak çok şeyimiz var.
-Deniz kenarından yürüyelim mi?
-Harika olur. Pumuk şeker sever misin?
-Bayılırım..

Sana içim düştü!

İnan yardıma ihtiyacım olmasa gelmezdim sana. Sorumluklarım çok ağır, kalbim bu yükü taşımıyor. Rica etsem, bana biraz yardımcı olabilir misin? dediğimde bana gülmüştü. Kendimi farklı görmüyordum ben, aynı bendim. Savaştığım şeylere karşı aldığım bendim bile aynıydı. Peki ama neden gülmüştü? Bunu ona sormaya karar verdim.
"Neden güldün?
"Güldüm, çünkü hoşuma gitti."
"Ben anlamayıp, dalga geçtiğini sandım."
"Hayır seni anladım. Anladıklarıma gülüyorum zaten. Anlamadığım şeylere üzülürüm ben."
"İçim rahatladı. Peki bana yardım edecek misin?"
"Evet, içeri geç ve uzan."
"Şey yanlış anladını sanırım."
"Hayır sen yanlış anladın. Ben seni yalnız anladım. Yoksa yanılıyor muyum?"
"Hayır haklısın."
İçeri geçtim ve uzandım. Biraz sonra o da yanıma gelip uzandı.
"Hadi, şimdi hayal kuralım ve içini rahatlatalım."
"İçim şimdiden rahatladı bile."
"Yapmak istediğim buydu zaten, yanına uzanıp paylaşmak.İlk hayalin neydi?"
"Buydu, tam olarak, ilk hayalim buydu"
"Unutma kalbin artık tek senin için atmıyor, benim için de atıyor ve bizim görevimiz yakalayıp, yerine güzellikler katarak oraya geri göndermek."
"İyi ki sana içim düştü ve iyi ki gerçek oldu."
Tam olarak istediğim buydu ve parça parça almaktan bıktığım bir zamanda beni bulup, kendini tanıtmıştı.
Ve ben o günden sonra artık hiç yabancılık çekmedim. Bana yabancı gelen insanları da bütün kuvvetimle ittim..

Gözlerindeki Anlam Karmaşası

Gözlerindeki anlam karmaşasında
Halin tavirlarımı mest etmiş, bana bakıyor
Belirsiz hisselerimi hareketlendiren
Ve sessizlikten beni alıp sana bulduran
Gözlerindeki anlamın tüm hüznü beynimi sarmış
Kelimeler çıkıyor isteklice ve aynı yere gidiyor
Haykırıyor kalbim seni bulmam için
Ve sen uzaklarda bir yerde habersizsin
Bunlar olurken…
Haykırışlar nafile, yokluğun üzerimde
Varlığın var oluşum, kalbimde gizlediğim
Bilinmezlik akıyor gözlerinden
Ama ya kalbim bunu anlayabilir mi?
Sensizliği beynime gömebilir mi?
Ve sen yakınlarda bir yerlerdesin benim için
İstesen gelirsin ve koyarsın kalbime hisselerini
Biliyorum ama, çok zor dersin yine
Acı çeken gözlerime bakarken bilemezsin
Ama sen yine yoksun gizlendiğin yerdesin
Bunlar olurken…

Ne geçti eline?

Ya da daha da önemlisi elinden neler geçti? İşte üzülmek için bir sebep daha. Sevinmek için bir sebep söylemek isterdim ama konumuz bu değil. Asıl konu üzüldüklerimiz. Sen mesela neye üzülürsün? Kalbin kırılınca, istediklerin olmayınca, çok sevdiğinin başına bir şey gelince? Bu arada çok sevdiğinin başına bir şey gelince sevinme durumu olabiliyor. Nasıl mı? Aşk işte. Aklına geliyor ve aklından çıkmıyorsun, sonra kalbine iniyorsun, oradan altlara, daha altlara sonra çıkıyor ve bitiyor. Al işte yine konuyu üzüntüye bağladım. Çünkü konumuz bu. Eline geçen bir şeyin kıymetini bilme süren, elinden geçene kadar değil midir sence de? Ya da başına gelince laf kalabalığı yaptığın bir olay, senin başına gelince o laf kalabalığına nasıl da sinirleniyorsun değil mi? Bu hayat hep böyledir zaten, el, baş, ayak, yürek, kalp, mide hemen hemen bütün duyguların organlarını, uzuvlarını ele geçirmiş bir vaziyetteyken, sen bedenini kontrol etmeye çalışıyorsun. Başarılı olma oranın ise bir. Hayır sayıyla değil, "Bir gün her şey düzelecek" diyerek günleri saydığın zaman ki "Bir". Ama inan bana her şey bir gün düzelecek. Daha önce inandıysan ve hala düzelmediyse o zaman yarın,bu zamanlarda beni bul, sana düzelmemesinin nedenlerini bir bir susayım. Gidesim var dediğin zamanlarda "bırakılasın yok" diyenler var mı? Onları çok sev tamam mı? Şimdi eline ne mi geçti? Bak, eline bak. Bir şey yok değil mi? Sadece bir kaç çizgi. Şimdi kalbine, hayallerine, hislerine bak ve "bir şey yok" diyemediğini kendine açıkla. Ben aradan çekiliyorum.