Sana içim düştü!
"Neden güldün?
"Güldüm, çünkü hoşuma gitti."
"Ben anlamayıp, dalga geçtiğini sandım."
"Hayır seni anladım. Anladıklarıma gülüyorum zaten. Anlamadığım şeylere üzülürüm ben."
"İçim rahatladı. Peki bana yardım edecek misin?"
"Evet, içeri geç ve uzan."
"Şey yanlış anladını sanırım."
"Hayır sen yanlış anladın. Ben seni yalnız anladım. Yoksa yanılıyor muyum?"
"Hayır haklısın."
İçeri geçtim ve uzandım. Biraz sonra o da yanıma gelip uzandı.
"Hadi, şimdi hayal kuralım ve içini rahatlatalım."
"İçim şimdiden rahatladı bile."
"Yapmak istediğim buydu zaten, yanına uzanıp paylaşmak.İlk hayalin neydi?"
"Buydu, tam olarak, ilk hayalim buydu"
"Unutma kalbin artık tek senin için atmıyor, benim için de atıyor ve bizim görevimiz yakalayıp, yerine güzellikler katarak oraya geri göndermek."
"İyi ki sana içim düştü ve iyi ki gerçek oldu."
Tam olarak istediğim buydu ve parça parça almaktan bıktığım bir zamanda beni bulup, kendini tanıtmıştı.
Ve ben o günden sonra artık hiç yabancılık çekmedim. Bana yabancı gelen insanları da bütün kuvvetimle ittim..
Uyanma

Sevgiliyle birlikte uyumak isteyen onlarca insan var çevremde.
Sanki bir kez uyuyunca sihirli bir değneğin dokunacağını ve tüm sıkıntıların sona ereceğini düşünüyorlar zahir.
Gel gelelim işin aslına. Halihazırda bir sevgilileri de yok hani.
Ben olsam sevgiliyle uyuma hesapları yapacağıma, sevgiliyle uyanma hesapları yaparım. Zaten yalnız uyandıktan sonra değişen bir şey yok, yani illa birinin uykuma eşlik etmesinin bir anlamı yok.
Ah ah. Şöyle uyandığımda yanımda birini bulsam, o da sevgilim olsa. Onunla terlediğimi daha doğrusu terinin iyice bana bulaştığını bir hissetsem fena mı olur yani. Zaten sevgili vasfını kazanamış bir düzine sikkodan insan bu deneyimi yaşıyor, ben de yaşasam ne eksilir ne azalır ki. Bu nedenle ben yanımda uyanan kişinin derdindeyim.
Ancak iş birlikte uyanmakla da bitmiyor, o hissiyatla kendimi banyoya duşun altına atacaksam elbette uyanmanın bir anlamı yok. Bu yüzden o terli, kirli halimle yataktan çıkmaya üşenmeme yol açacak birine ihtiyacım var aynı zamanda.
Gözlerindeki Anlam Karmaşası
Halin tavirlarımı mest etmiş, bana bakıyor
Belirsiz hisselerimi hareketlendiren
Ve sessizlikten beni alıp sana bulduran
Gözlerindeki anlamın tüm hüznü beynimi sarmış
Kelimeler çıkıyor isteklice ve aynı yere gidiyor
Haykırıyor kalbim seni bulmam için
Ve sen uzaklarda bir yerde habersizsin
Bunlar olurken…
Haykırışlar nafile, yokluğun üzerimde
Varlığın var oluşum, kalbimde gizlediğim
Bilinmezlik akıyor gözlerinden
Ama ya kalbim bunu anlayabilir mi?
Sensizliği beynime gömebilir mi?
Ve sen yakınlarda bir yerlerdesin benim için
İstesen gelirsin ve koyarsın kalbime hisselerini
Biliyorum ama, çok zor dersin yine
Acı çeken gözlerime bakarken bilemezsin
Ama sen yine yoksun gizlendiğin yerdesin
Bunlar olurken…
Popüler Vicdan Anlayışı
Ne kadar aşağılayıcı bir duygu. Hatta duygu bile değil, sahne gösterisi! Çok mu sert konuştum? Hayır, aslında siz alışkınsınız benim bu katı hallerime. Bilirsiniz, ruhsuz herifin tekiyim ben. Böyle üstüne basarak konuşmayı seviyorum. Çünkü ne zaman elastik konuşsam, işinize geldiği gibi yorumlayıp paçavra ediyorsunuz sözlerimi. O yüzden acımasız konuşmak zorundayım. Ne de olsa vicdan denen 'şey'i eleştirmek için buradayım. Şimdi öfkeyle sırtlanıp buralara kadar taşıdığım şu ağır sözcükleri yerlere saçma zamanı; iyi dinleyin.
Bir insana acıyarak, onu azarlamış olursunuz. Vicdan, bir azarlama şeklidir. Utangaç, korkak ve samimiyetsiz insanların tarzıdır vicdan. O masum görünen suratlarınızı, oyun sahnesinin dekoru olarak kullanarak etrafa köpüklü sözcükler saçmayı kesin artık!
Gerçekçi olun. Yürekli olun...
Vicdan, empoze ettiğiniz gibi masum bir şey değil; kimi kandırıyorsunuz? Merhamet ettiğiniz insanların hiçbirini sevmiyorsunuz. Merhametinizle boğarak öldürüyorsunuz sevgi denen şeyi. Peki, siz kim oluyorsunuz?
Siz kim olduğunuzu çok iyi biliyorsunuz aslında. Suratınıza taktığınız o 'masum insan' maskesinin ardındaki kafaların içinde ne tilkiler döndüğünü çok iyi biliyorsunuz; söyletmeyin beni.
Şimdi gidin ve o önüne bozuk para atarak egolarınızı gıdıkladığınız dilencilerden özür dileyin. O dilencilerin hepsi sizi lanetle anıyor, hepsi sizden nefret ediyor. Onları güçsüzleştirdiğiniz için, zavallılaştırdığınız için sizi affetmeyecekler. Ne çiçekçi kadın, ne mendil satan çocuk; hiçbiri sizi sevmiyor.
Hepsi bu. Şimdi dağılın...
Anlamıyorsun
Ama sen, bunu bildiğime inanmıyorsun. Çünkü ben, senin buna inanmanı sağlayacak şeyler söylemiyorum. Söylediklerimi dinliyorsun, ama genellikle duymuyorsun. Duydukların, inandıkların tarafından başkalaşıma uğrayarak evrim geçiriyor. Beni nasıl duyduğunu bilmiyorum. Sözlerimin beynindeki yankısını tercüme edemiyorum...
Sen konuşuyorsun. Dinlemediğimi sanıyorsun, oysa dinliyorum. Sadece duymazdan geliyorum. Sen konuşuyorsun, bir şeyler anlatıyorsun. Anlattığın şeylerin hepsi bana senin beni anlamadığını haykırıyor.
Belki de bu yüzden duyamıyorum seni. Dinliyorum ama duyamıyorum. Dinliyorum, dinlediğimi anlıyorum ama duyarak değil. Başka türlü anlıyorum seni. Sözlerin, seni duymamı engelliyor. Sözlerin, sesine sağır ediyor kulaklarımı...
Biliyorum, yine anlamıyorsun. Sadece okuyorsun ama anlamıyorsun...
Hiçbir zaman da anlamayacaksın. Bildiğim şeylerin en kötüsü de bu zaten...
Çok Sıcak

Böyle aforizmalı, metaforlu cümleler kurup beyin siken, diğer taraftan da sevişen insanları kıskanan bir yanım var. Merhaba.
Ayrıca “Cümle sonuna konan merhaba sana girsin” dediğinizi de duyar gibiyim. Bunların hiçbirinin önemi yok. Soysal hayatta kimseyi düşüremedikten sonra, kimsenin bilmediği yerlede iş tutamadıktan sonra söylenen her şey bir anlamda anlamını yitiriyor.
Sevgiliye sarılıp, dudak payı hizasında duygusal aşk yaşamak isteyen kız kuruları bile, bu denli prim yapmışken; beynindeki tek düşünce “am görseli” etrafında dönen adam için böyle beylik sözlerin de hiçbir anlamı yok.
Herşeyden sıkılmama yol açan uyuz insanlara sesleniyorum, hem az hem de çok öyle şeyler var ki şu hayatta. Biliyorum Lars Von Trier filmi izleyip ardından ardından maç yorumu yapacaksınız, böyle hissi noktalara dokunan şeyler söyleyip, gidip histen nasip almamış adama vereceksiniz. “Ben eve gidiyorum.” derken “Haha ben sevişmeye gidiyorum, hemen de yiyo piçler.” demek istediğinizin de farkındayım.
“Bana artık elle tutulur şeylerle gelin olur mu? Hatta mümkünse bu bir el olsun, hemen tutarım o anda hatta öylece...” lerle gelmeyin bana, özellikle de bu aralar.
Öptüm bye!
Ne geçti eline?
%'lik

Öyle çok uzun araştırmalar yapmaya falan gerek yok. Bazen şanssızlıklar silsilesi sadece götünde patlıyor, o kadar.
Mesela birbirini tanımayan iki insanın ertesi gün sevgili olarak karşıma çıktığını görüyorum, ya da daha adını bile bilmezken bir sonraki gün onunla yattığını dile getiren insanlar da var. O değil de aralarında pek çok ortak nokta, benzer alışkanlıklar olan insanların birbirlerinin hayatına bu şekilde dahil oluşu ne gariptir ya.
Ben, bana hiç benzemeyen insanlardan hoşlanıyor olabilirim ki öyleyim de. Müşterek zevklerin insan hayatına bir getirisi olmayacağı kanısındayım.
Ancak şu da var ki, hiç düşündüğüm gibi olmuyor dahası bu zamana kadar hiç düşündüğüm gibi çıkan bir sonuca ulaşabilmiş değilim. Nerde sikkodan insan varsa onu bulup, onu kazanmaya çalışıp, hatta yer yer kendi bildiklerimden dahi fedakarlık ediyorum. Yine de olmuyor, başaramıyorum.
Piç

Acayip derecede iddialı insanlar var:
Kral Oedipus’u hiç duymamış, babasını öldüren bir lanetliyi tanımamış; kadın pedinden lahana bebek yapabilen ya da bilgisayar klavyesini kullanarak burun bokunu 2 metre uzağa fırlatabilen insanlar bunlar...
Hala yazınca, yerine göre ve gerektiğinde “Hâlâ” olarak anlayan o piç yanlarını da sevmiyor değilim hani bunların.
Yumiyum, sulugöz, büsküvi adam, pop tip, cino, minti ve akla gelebilecek her türlü çiklet içinden çıkan çıkartmaları zamanında biriktiren, şimdilerin kocaman adamları-kadınları olan insanlar bunlar...
“Benim çocuk sevgilim” yanlarını da unutmayışları işin cabası. Aslında ne çocuk ne de sevgili. Ama insanın alıp da kaçası, eve getirip sabahlara kadar sevesi bir yanları da var.
Yolsuz kızlar, fahişeler, depserif duygusallar, götler, piçler ve ilişki yancıları derken; neleri ve neleri hatırlatıyorlar bizlere, en çok da bana... Onları seviyorum.
Bir Durum Hikayesi
Dünü düşündükçe takvimler, saatler anlamsız geliyor. Çünkü ben dün de aynı saatte aynı yerde, iskelenin önündeydim. Acaba dün dediğim şey bir dakika öncesi miydi? Kendime mantıklı açıklamalarda bulunmaya çalışıyorum ama nafile. Kafam allak bullak olmuş durumda. Bir saniye öncesiyle bilmem kaç saat öncesi aynıyken nasıl karışmasın zavallı, çaresiz ve küçük kafam?