Savaş Özdemir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Savaş Özdemir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çocuklardan nefret etmek için haklı sebeplerim var.

             Çocuklar çok şirindir, herkes onları sever öyle değil mi? İnterneti biraz araştırırsanız, çevrenizi gözlemlerseniz çocukları sevmek için pek çok makul argüman bulabilirsiniz. Benim iddiam ise ters yönde, çocuklar aptal ve kötü niyetli varlıklardır ve onları sevmek aptalca bir tavırdır. Bu yazımda neden çocukların aslında pek de hoş şeyler olmadıklarını anlatacağım; azıcık uzun oldu, kusura bakmamanızı rica ediyorum. Arada bir gereksiz uzatmış olabilirim sözü, bu yüzden de af diler, olaya girerim, girdim.

             Bir soruyla başlamak istiyorum: bir şeyi/kişiyi neden severiz? 
             İyi özellikleri olduğu için, bize mutluluk yahut fayda sağladığı için değil mi? Bir insanı sevmemizdeki temel etken budur. Annemizi severiz çünkü bize iyi davranır, yemeğimizi verir; babamızı severiz çünkü dünyanın en muhteşem kahramanı odur. Bu söylediklerim küçüklükten beri gelen izlenimlerdi elbette; zaman geçtikçe sevgi rasyonelleşiyor, rasyonelleşemezse de zaten yok oluyor pek çok noktada. Peki çocukları neden seviyoruz? Benim sorunum bunla; çocukları sadece şirin oldukları için, tatlı ve şaşkın tavırları oldukları için seviyoruz ve bu sevgi tamamen üsluba-görünüme indirgenmiş bir iyiliğin karşılığı. Ancak çocuklar gerçekten sevilmeyi hak edecek kadar iyi mi? Böyle olduğu için onları sevmenin bir kadını sadece çok güzel olduğu için, bir adamı çok yakışıklı olduğu için, bir pastayı çok iyi göründüğü için sevmekten bir farkı var mı? Bence yok.

             "Peki neden yok Savaş?"
             Birkaç argümanla anlatayım, ilk bahsedeceğim şey çocukların fazlasıyla benmerkezli olduklarıdır. Evet; çocuklar hayatın, evrenin ve her şeyin merkezine kendilerini koymaktadırlar.  Gerek kendi küçüklüğümden, gerek son birkaç yılda gördüğüm onlarca çocuktan hareketle çok rahat söyleyebilirim ve muhtemelen siz de desteklersiniz ki çocuklarda sıkça görülen bir şeydir bu söyleyeceğim olay, ne mi? Olay şundan ibarettir: çocuk bir yere götürülür, misafirlik ya da onun gibi bir şeye. İşbu götürülmüş çocuk, gittiği yerde güzel bir şey görür ve ışık hızında sahiplenir. Birileri ondan işbu nesneyi geri almaya kalkıştığında çocuk karşı koyar ve "ben-nim." der, açıkça sahiplenir.

             Bu durum bir yanda, anne-babasının ilgisinin bölünmesinden dolayı kardeşlerine zarar veren ve psikolojisi bozulan çocuklar da hiç küçük bir azınlık değildir. İlginin devamlı bir şekilde kendi üstünde kalmasını isteyen egoist bir varlıktır çocuk.

             Diğer bir durumsa çocukların çıkarcı olmasıdır. Bu durumu örnekleyen elbette çok fazla veri var, ancak başımdan geçen son olayı anlatacağım. Benim bir sürü kuzenim var, bunlardan birinin ailesini ziyarete gittiğimde çocuk "Savaş abim gelmiş, Savaş abim gelmiiş." nidalarıyla evi heyecana boğdu, lakin elimde ona alınmış bir hediye görmemesiyle neşesi son buldu. Aynı evden çıkarken ailesiyle vedalaştıktan sonra bu çocukla da vedalaşırken bana hiç yüz vermedi, "iyi o zaman ben de bir sonraki gelişimde çikolata getirmem." diyince hemen arkasını döndü ve bana sarıldı. İşte bu durum, çocukların her durumda çıkarlarını düşünen, pragmatizmin ete kemiğe bürünmüş halleri olduğunun bir kanıtıdır. Bu da neden çocukları sevmememizin gerektiği hakkındaki ikinci argümanım.

             Üçüncü ve son olansa; çocuklarda sıkça gözlemlediğim, üzülerek belirtiyorum benim de başıma çocukken çok fazla gelmiş bir durum: mobbing. Evet, çocukların birbirlerine yaptığı ayrımcılık ve zulümden bahsedeceğim dostlarım, çocuklar zalimdir. Pek çok çocuğun yaptığı bir şey olan bu şey, pek çok çocuğun bir çocuğa farklı bir özelliği yüzünden yüklenmesi, onla dalga geçmesi, sataşması ve hatta fiziksel olarak saldırması şeklinde görülür. Üstelik çocukların yaptığı bu ayrımcılık pek çok farklı sebepten olabilir; çocukken hangi unsurlar yüzünden bu olaya maruz kaldığımı söylemem, argümanımın gidişatı açısından olumlu olacaktır, saymam gerekirse daha önce çocukken şişman olduğum için, galatasaraylı bir arkadaş çevresinin içinde fenerbahçeli olduğum için, esmer olduğum için, mahalle okulunda "ailesi bankacı" bir "zengin piçi" olduğum için bu tarz dışlamalara uğradım. Daha da kötüsü, küçükken hatırlıyorum ben de birtakım çocuklara efemine oldukları için yapılan baskılara ortak olmuştum. Çocuklar bu tarz şeyleri çok fazla yapıyor ve linç onlar için aşırı derecede normal bir şey, ve bu durum da onların sevilmeyi pek de hak etmeyen varlıklar oldukları konusunda vereceğim son argümanım.

             "Peki ne yapalım abi, öldürelim mi çocukları?"

             Ya ne alakası var ben öyle bir şey mi dedim? Sadece iki şey söyleyeceğim, birincisi üstte saydığım sebeplerden dolayı iddia ediyorum ki çocuklar öyle sevilesi şeyler değildir. İkincisiyse onların bu yaptığı şeyleri "çocukluklarına verip" hoş görmek yerine bunların hayvanlıktan farksız olduğunu bir şekilde onlara anlatmamız, anlatılması; yani bir sonraki neslin "daha az" ruh hastası yetişmesi. Başka da temennim yok.

             Buraya kadar okuduysanız teşekkür eder, iyi günler dilerim.
          
             Savaş.

Oldukça öfkeliyim.

Çok öfkeleniyorum.

Merhabalar, şu yazıyı yazdığım anda saat 16.59 ve günlerden 30 Nisan 2012, Pazartesi. Yorgun argın eve geldim, biraz bilgisayara bakayım dedim ve Twitter'a giriş yaptım. Malumunuz, yarın 1 Mayıs, işçi bayramı ve babamın doğum günü. (Bu kısmı malumunuz değildi) Yarınla ilgili bir hashtag gördüm, trending topics'e girmeyi başarmıştı, "Yarın 1 Mayıs" şeklinde. Heyecanlandım, kendimi şucu-bucu diye adlandırmasam da giderim 1 Mayıslara; otoriteyi eleştirme hakkını kendimde görmemin sebebi bu. Yani siyasi meselelerde görüşüm biraz "bağırmayan taraftar siktirsin gitsin." modunda. Herneyse, bu hashtag'de yazılanlara girdim ve aynı formatta gördüğüm birkaç twit vardı, öfkelendim.

Bu twitlerde diyordu ki "yarın yine cebinda marlboro'suyla, elinde Blackberry telefonla alanları dolduracak insanlar." bu kafada şeyler. Tabi bu yüzeysel yorumları görünce elim ayağım titredi, ülkem adına utandım. Neden mi? Şimdi o adamlara cevap veriyorum:

"Ulan dallama! Sağcı ol, solcu ol fark etmez. Ben kendime devrimci filan demiyorum, yine de sıkıntıları dile getirmek, otoriteye karşı orada "artı bir" olmak için gidiyorum, kaldı ki söylediğin malzemeler sosyalist devlet olsa da olacak, bireylerin bu ürünlere ihtiyacı varsa elbette kullanacaklar. Sosyalistlerin ve sömürü karşıtlarının temel argümanı, bu ürünlerin sömürü olmadan, doğaya zarar verilmeden üretilmesi gerektiğidir. Evet ayakkabım Nike, Adidas olabilir, zaten sorun da bu ya, bu şirketler insanları sömürdükleri için çok daha ucuza üretim yapabiliyor, benim de gücüm buna yetiyor bu adamlarım kâr hırsı olduğu için. Bilgisayar, cep telefonu, televizyon, renk renk kıyafet-ayakkabı-gözlük, sigara vb ürünler yine üretilecek, sadece daha insancıl yollardan. Kimse bunların üretimine karşı çıkmıyor. O yüzden akıllı olun."
-Yeşil anarşistler dahil değil.

Demem o ki sevgili, sevgili okurlar; çok üzülüyor, öfkeleniyorum eleştirideki çaresizliğe, sığlığa. Doğru düzgün anti-tez de yazamadım ama 1-gençliğime, 2-öfkeme verin.

Şu yazıyı da bir şiir alıntısıyla bitirmek istiyor, sağlıklı günler diliyorum.

"-kocaelisin sen bizim canımız!-
feat tomwaits…

yıkıldık. yıkıldıkça kanatlarımız
kanatlarımız morardı gökleri gördük.
kalemizde erhan vardı, görkleri gördük.
orta saha canavardı, götleri gördük.
gördük kıyamet mormuş imam vaazından
işte amcam bir kirişi öpmüş ağzından
‘ve insan buna ne oluyor dediği zaman’
u must say good-bai 2 me.
inh! inh!


çürüdük. çürüdükçe babalarımız
babalarımız koktu toprağa döktük
toprak koktu toprağı allah’a döktük
allah çoktu cehennemi cennete döktük.
döktük gitti aklımız al pasiflora iç!
ali gelme okul çökmüş seni şanslı piç!
göklerdeki babamız geç kalmazdı hiç?
u must say good-bai 2 me.
inh! inh!


uyandık. uyandıkça sakallarımız
sakallarımız vardı dervişe kestik
devlet aciz, rahmet olduk yolları kestik
mecbur kaldık cesetlerden kolları kestik.
kestik, boş tabuta bari bir uzuv girsin
bitsin bu azap burda, dünyada bitsin
bağırmayan taraftar siktirsin gitsin
u must say good-bai 2 me.
inh! inh!"
[Ah Muhsin Ünlü]

Sevgili Ibanez!

Martı gibi aletsin, sevgili elektrogitarım!
Metalik sesler çıkartıyorsun, ancak pek çoğu doğal.
Marmara'nın sintineli suyundan
kararmış kanatların, dökülmüş tüylerinle;

Aslında iyi adamsın,
-sen iyisin de çevren kötü yani.-
şey var ama galiba;
bazen kafa sikiyorsun.

Ama zaten o kadar kısır, kadınbudunda da olur.

C.A.Z.Z.

Bir dil probleminin
izdüşümüdür aslında
rasyonel olmanın rasyonel bir şey olup olmaması sorunu.
Ve jazz tonları yankılandığında konser salonlarında,
iki kere iki beş eder.

Başlık Boş Olamaz!

Gençlik sivilcelerim bebek, canımı sıkıyorlar.
Fırlatmak istiyorum pabucumu, damdaki bürokratistlere.
İlerlerken karanlığın vapuru, kadıköy iskelesinden;
nasıl da koyduk emekleyen na-kuntakintelere!
Şiddet bu dürtüsü bebek, fark etmiyor binominal,
hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istikbâl!

Bak şurada bi'pede, ayaklanmış yürüyor;
Zeki Müren ortada, alkışlarla yaşıyor.
ki kaldı yüreğim, laptop'umda ve tutsak;
şu şeyi yazdığımı, yarın bir gün
unutsak-la-sak-da-sak-la-sak.

Metamorfosis

Dış arıdakilerin ballandırıp anlattıkları
şu güzelim ılıman iklim kuşağında
kuşak çatışmaları oluyor, şu güzel kafatasımda.
Ve bir asker, bir bebeği süngülüyor.

ad hoc.

ve ben muzaffer bir komutan edasıyla yerimden kalkardım,
kahve fincanımı fazla titretmemeye çalışarak.
programa göre, beni anlamayışına aşık olmama şaşıracaktım yirmi saniye sonra.
o sırada ben, mutsuzlukları demleyip çay yapacaktım, ki dostlarımla kahvaltıda içilecek.
camları kapatıp kuşları dışarıya hapsederdim,
ve aşk, en sivil şekliydi diplomasinin.