Nietzsche ile sohbet

Friedrich Nietzsche:
- Ne o, yine karanlığa mı düştü ruhun?

Labi Rendo:
- Evet. Beni en iyi sen anlarsın üstad. Konuyu biliyorsun, bir yol göster bana, ışık tut.

FN: Benim işim ışık tutmak değil evlat, ışıkları söndürmektir. Çünkü ışık altında göremediklerindir en çok canını yakan. Karanlık, çoğu zaman farkına varmanı sağlar.

LR: Şimdi karanlıktayım işte. Tüm ışıkları söndürüp gitti ve ben acıyı hissediyorum. Peki bu acı, bana ne kazandırdı?

FN: Bu henüz belirsiz evlat. Kazandığın ve kaybettiğin şeylerin çoğunu, 'ışıkları söndüren' belirleyecek.

LR: Bana acının kutsal gücünden bahsetme üstad, öğrenmekten yoruldum ben!

FN: Pekala, sakin ol ve anlat bana; şu anda ne hissediyorsun?

LR: Yorgun hissediyorum. Çok yorgun. Öte yandan, acı çeken bir adamın asaletini de göremiyorum kendimde. Acı çekmeyi bile beceremeyen, aptal herifin tekiyim ben!

FN: Kendini küçümsemeyi kes artık! Şu ışıkları söndüren kadın; onu sevdiğini biliyorum. Ama sevgini göstermek konusundaki beceriksizliğini de biliyorum. Bunun kökenini biliyor musun?

LR: Bu umrumda değil artık üstad! Yorgunluğumun sebebi de bu zaten; sevgimi kanıtlama zorunluluğu. Söylesene, sevgimi kanıtlamak için uğraşırken, duygularım nasıl özgür olabilir? Sevgimi ona kanıtlama çabası içindeyken, duygularımı özgürce yaşayamıyorum. Anlıyor musun beni?

FN: Öncelikle bir daha bana karşı sesini yükseltirsen, sohbeti sonlandırıp seni lanet yalnızlığınla baş başa bırakacağım konusunda uyarmak isterim evlat.

LR: Özür dilerim.

FN: Şimdi sence o senin sevginden emin değil mi? İnanmıyor mu sana?

LR: Bence inanmıyor.

FN: Peki sen? Onun sevgisine inanıyor musun?

LR: Açıkçası, hayır. Beni standart bir tümevarım sembolü olarak gördüğünü düşünüyorum. Tamam, bir tümdengelim sembolü olarak görmesini isteyecek kadar uçmak istemiyorum, ama sanki benimle beraberken, sürekli kendi terkediş senaryosunu yazıyor gibi. Belki de problem bende, bilemiyorum.

FN: Senin her zaman problemlerin olacak evlat, bu senin özünde var. Seni arızalarınla sevecek birine muhtaçsın sen. Çünkü seni, arızalarını kabullenerek sevmeyi becerebilen biri değiştirebilir ancak. Arızalarını sadece bu şekilde giderebilir, ruhunu onun hoşgörüsüyle onarabilirsin. İyileşmesen de seni "iyi" görebilen bir kadın, senin iyileşmeni sağlayacak. Yani çözüm, problemi özgürlüğe kavuşturmakla mümkün.

LR: Bu talep, kadını 'köle' gibi hissettirmez mi? Yani acıyı göze almasını beklemek.

FN: Bu, ateşte yanmak değil, ateşten çemberin içinden geçmekle ilgili bir talep. Yani bir süreç bile sayılmaz; bir eşik bu. Güç veya sabır değil, daha çok cesaret ister. Bu talebini 'kölelik' olarak gören kadın, senin kadının değildir. Çünkü sen, onun erkeği değilsin demektir. Anladın mı?

LR: Evet, ama anlamak iyi hissettirmedi.

FN: Biliyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder